İki türlü harman hasadı vardı. Biri sahilde, diğeri yaylada. Sahilde olana Seyil Harmanı denilirdi. Haziran ayı içinde harman işleri tamamlanır ve hasat netleşirdi.
“Haftaya harmana başlıyoruz” dediği zaman Ahmet Aga, aslında ekinin biçilmesinden başlayarak biçilmiş ekinin düzenlenmesi, bir düzlük olan harman yerine yerleştirilmesi ve dövenle ekinin başaklarından tanelerinin ayrılması veya sap ile samanın ayrılmasına kadar süren bir işlem sırasından bahsediyordu. Sap ile saman ayrıldığı, taneler çuvallara veya ambara, saman da samanlığa konulduğu zaman, harman işi sona ermiştir demekti.
Geçmiş yılların birinde gene harman vakti gelmişti. Yayla harmanı vakti geldiğinde köylülerin ekin biçme işi başladı. Elliğini, orağını ve orağı yülemek veya bilemek için eğesini tedarik eden birisi, artık ekin biçimi için gerekli donanıma sahip demekti. Bu iş için zorunlu koşul, ellik ile orak idi. İşin ustaları, en ekin biçimi için en uygun orağın ve elliğin nasıl olması gerektiğini iyi bilirlerdi.
Harman vakti köylüler için bir çeşit festival gibi idi. Bu nedenle heyecanla işe koyulurlardı. İmece diye bir şey vardı. İnsanoğlunun tarımda iş birliğinin en ideal örneği imece idi.
Neler yoktu ki imecede? Yardımlaşma, dayanışma, sosyalleşme, eğlenme, öğrenme…
İmece, aslında bir okul idi. Ustaların ve çırakların bir arada uygulama yaparak öğrettikleri ve öğrendikleri bir okul. Yaparak ve yaşayarak öğrenme dedikleri işte bu idi.
Usta biçiciler, imeceye dahil olan acemilere örnek olurlardı. Onları hemen yanlarına alırlar ve işin usulünü tedrici olarak öğretirlerdi. Usta çırak ilişiklisi ancak böyle olurdu.
İmece, öğrenme ortamında anlatılan hikayeler, Türk tarihinden kesitler, Hz. Ali Cenklerinden bölümler, söylenen türküler, yapılan espriler, fıkralar, masallar, destanlar, meddahlık örnekleri…
İmece demek, sözlü kültürün aktarıldığı okul demekti. Sadece meslek öğrenmeden ibaret değildi öğrenilenleler. İmece, bir insanlaşma uygulaması idi. Köyün problemleri de orada dile getirilirdi. Yardım edilecekler orada belirlenir, imece ile ekini biçilecekler hatırlatılırdı. Harman zamanı demek aynı zamanda insanlık zamanı, yardımlaşma zamanı, eşitleme zamanı demekti.
İmece, sözlü kültürün aktarıldığı, törenin uygulandığı, irfanın derinlik kazandığı, yaparak ve yaşayarak, iş birliğine dayalı öğrenmenin gerçekleştiği bir Türk stili öğrenme ortamı idi.
Ne zamana kadar?
Ahmet Aga, işte o traktörü almayacaktı!